Kış güneşi

 

Fındık likoru baya tanık olmuş olmalı ki sesin geldiği yere bakmadan ne olduğunu anladı. Kitabını okumaya devam etti. Hızlanan yağmur cama vuruyordu. Ses hâlâ gelmeye devam ediyordu. Sanki biri elindeki fincana kaşıkla vuruyordu. Hiç önemsemedi. Ses gittikçe artıyordu.  

Gece gözlü kuşun uykusu iyiden iyiye kaçmıştı. Ayağa kalktı, fincanına biraz çay koydu ve oturma odasına doğru yürüdü. Fındık likörü kitabını okuyordu. Onu rahatsız etmeden iki gündür masada duran mektupları karıştırmaya başladı. Patent bürosundan ve fındık likörünün istifa ettiği üniversiteden gelen mektupların dışında hiçbir mektup yoktu. Patenti vardı gece kuşunun. Onları satın almak için başvuru yapanların dilekçeleriydi masadaki mektuplar. Verem hastalarının tedavisinde kullanılabilecek bir çeşit ilaç keşfetmişti ve onu kusursuz hale getirip Karland'daki hastalara ücretsiz verecekti. Büyük ilaç firmalarının tehdit içeren mektuplarından korkmuyordu çünkü annesinden ayrılırken ona verdiği sözü hiç unutmuyordu: Buluşu kesinlikle bağımsız ve ücretsiz olmalıydı.  

"Yine çok içtin şu meredi değil mi?" diye sordu fındık liköru. Gece kuşunun en sevdiği çaydı frenk üzümlü yeşil çay. Oturma odasının ses gelen yönüne doğru yürüdü. Plağın üzerinde sona gelmiş iğneyi tekrardan başa getirdi. Koltuğa oturdu. Gözlerini kapattı. Ne zaman Chopin'in do diyez minor nokturunu dinlerse sanki biri onun elinden tutup yemyeşil bir bahçeye götürüyordu. Kar yağan ama güneşli olan bir bahçeye. Yürürken ezdiği kar seslerinin dışında hiçbir ses olmayan bir bahçeye. 
Kış güneşinin olduğu bahçeye.